a
HomeEKONOMİŞeref Songör Türkiye Perakendeciler Federasyonu Başkanı

Şeref Songör Türkiye Perakendeciler Federasyonu Başkanı

Şeref Songör Türkiye Perakendeciler Federasyonu Başkanı

Perakendecilik son yıllarda yakaladığı ivme ile ekonomimizin lokomotif sektörlerinden biri oldu. Küreselleşen dünyanın, uluslararası markaların karşısında yerli üreticiyi gözeten ve çağdaş mağazacılık anlayışını geliştirmiş bir sektör olan perakendeciliğin başrol oyuncuları ise TÜRKİYE PERAKENDECİLER FEDERASYONU (TPF) çatısı altında hareket ediyor. Federasyon Başkanı Şeref SONGÖR, federasyonu ve Türk perakendeciliğini Ekonomize için değerlendirdi.

“Uluslararası Marka Çıkartacağız”

» Sayın Songör, öncelikle Makromarket zinciri ile başlayabilir miyiz? 1990´da Ankara Keçiören´de iki market ile başlayan bir başarı öyküsü bu. Çıkış noktanız ve yatırım alanı olarak perakendeciliğe yönelmenizin nedeni neydi?

Perakendecilik olarak olayı ele aldığımızda, bir yerden başlıyor olmak gerekir. 1990´lı yıllarda, geleneksel perakendecilik ağırlıkla devam ediyordu.Özellikle Ankara´da ağırlıkla kantinlerin, kooperatiflerin çok etkin olduğu bir süreç vardı. Bu süreçte de organize perakendeciliğin bizim ülkemizde de mutlaka gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi önemli bir yer alacağını tahmin ediyorduk. Böyle bir öngörü ile birlikte Türkiye´de perakendeciliğin organize şekle gelmesinde ve bu süreçteki büyümesinde rol almak istedik. Biz genç bir aileyiz; bir aile şirketiyiz aynı zamanda. Dolayısıyla kardeşlerle beraber aldığımız kararla perakendecilikte büyümeyi arzu ettik. Zaten perakendecilik, geçmişte babamızın ve dedemizin de mesleğiydi. Okul yıllarımızdan itibaren içinde büyüdüğümüz, keyifle çalıştığımız ve hizmet etmekten zevk aldığımız bir sektör. Bunu geliştirmek ve gelişim sürecinin içinde olmak istedik. 1991 yılında ilk iki mağaza ile başladık ama süreçte ülkemizin gelişmesi, otomasyon sisteminin ve teknolojinin gelişmesi ile birlikte, uluslararası markaların, kıtaları aşacak şekilde zincir mağazalar oluşturdukları bu süreçte biz de Makromarket olarak kendi bölgemizde, özellikle Ankara merkezli olarak büyümemizi devam ettirdik. Bugün geldiğimiz noktada 95 mağaza ile hizmet ediyoruz. Tüm Türkiye´ye yayılmaya başladık.

» Perakende sektörü özellikle 2005 yılında kazandığı ivmeyle önümüzdeki yılların da parlayan sektörü olacağının işaretlerini veriyor. Birleşmeler ve satınalmalar sektörü şekillendiriyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında perakende sektörünün birkaç tane ivmelenme süreci var. Bunlardan biri 90´lı yıllardır, biri 1994 krizinin hemen sonrasında 95-96 yıllarıdır. En son da 2001 krizinden sonra, siyasi ve ekonomik istikrarın yakalanmasıyla birlikte, küresel yatırımcıların ülkemizdeki perakendeciliğe çok ciddi bir şekilde eğilimleri sonucu, sizin de belirlediğiniz üzere 2005 yılı ciddi bir ivmelenme yılı olmuştur. 2005 yılından itibaren baktığımızda maalesef en büyük sıkıntı globalleşmeye dönen perakendecilik sektörü oldu. Yani birkaç tane aktörün çok daha etkin olduğu bir süreci yaşadık. Ancak bir taraftan da birleşmelerle, ölçek ekonomisinin öngördüğü güç birliği ile büyümeye yol açan bir sistemin oluşması ve bunun bizim tarafımızdan, yani yerli markalar tarafından yapılması faydalı olacak. Biz bu konuyla ilgili olarak federasyonumuzda bir takım çalışmalar yapmaya kararlıyız ancak özellikle Migros´un da satışıyla birlikte bakacak olursak, bu sürecin içindeki bazı sıkıntılar, özellikle yabancı markaların etkinliğini gösteriyor; burada yerli perakendecilerin mutlaka bir atak içerisinde olmaları, bir hedef belirleyip aksiyon göstermeleri gerekir.

» Birleşme ve satınalmalar kartelleşmeye doğru gidebilir ve sektörün tek elden domine edilmesi özellikle yerel perakendecileri tedirgin edecektir. Türkiye Perakendeciler Federasyonu olarak bu riski nasıl yönetmeyi düşünüyorsunuz?

Federasyon olarak biz öncelikle üyelerimizin kendi içlerindeki yapılanmalarını sağlıklı bir hale getirmek için çaba gösteriyoruz. Diyoruz ki mutfağımız temiz olsun, yatak odamız temiz olsun, avlumuz temiz olsun, işlerimizi sağlıklı götürelim ve sıkıntılı ve problemli işlerle uğraşmayalım. Birincisi yatırımlarımızı sektörümüze yönlendirelim. İnsana yatırım tecrübeli olacak ve hedefleri olan vizyon sahibi insanlarla çalışalım. Zamansal olarak da ülkenin makro hedeflerine uygun hedefler oluşturalım. Bütün bunları gerektiğinde konsültasyonlarla destekleyerek, birbirleriyle yapısal ve kişisel olarak uyuşabilecek arkadaşlarımızın şirketlerini belirli bir marka altında toplayarak ölçek ekonomisi çerçevesinde hareket etmelerini öneriyoruz. Bunun için bir takım çalışmalar yaptık, yapmaya da devam ediyoruz. Bu konuda örnek çalışma oluşturmaya çalışıyoruz. Makromarket ile Uyum Market arasında yapılan da bu anlamda arkadaşlarımıza bir örnek teşkil edecek.

» Federasyon´un kuruluş sürecini bizimle paylaşır mısınız? Derneklerinizden bu konuda yeteri kadar destek aldınız mı?

Federasyonumuzu, arkadaşlarımızla bir araya gelerek derneklerle oluşturduk. Yola çıkarken ilk hedefimiz de bir federasyon değildi. Arkadaşlarımızın birlikte istişare edebilecekleri bir ortam oluşturmaktı amacımız. Yani 7 bölgede 8-9 tane PERDER oluşturmayı beklememiştik fakat ihtiyaç doğmuş olacak ki hızlı bir şekilde dernekleşmeler oldu. Dernek sayımız 5´i aşınca da federasyon olma yoluna gittik. Federasyon hedeflememiş olmamıza rağmen federasyon oluştu. Hakikaten son bir yıl içerisinde de federasyonumuza bağlı arkadaşlarımıza çok güzel hizmetler sunduk. Herkesin birbiriyle buluşabildiği, tanışabildiği, her ay bir araya gelerek istişare yapılabilen, fikirlerin paylaşıldığı bir ortam oluşturduk. Bununla beraber de özellikle bürokratik çalışmalarda olsun, pazarlama çalışmalarında olsun, sektörün gidişatının şekillenmesine dair olsun güzel şeyler oluşturacağımızı düşünüyoruz.

» Türkiye Perakendeciler Federasyonu olarak sektörün öncelikli sorununu ne olarak görüyorsunuz? Yasal zeminde sektörün önünü tıkayan unsurlar var mı?

Aslında perakendecilik sektörünün sorunu herhalde değişim. Ancak aynı zamanda sektörün güzelliği de değişim. Bundaki kastım, değişirken yanlışlar yapmamak. Yıkıcı yapılanma yerine planlı gelişmeyi belirtiyorum. Planlı bir gelişim yaparsanız pozitif bir sonuç alırsınız. Dolayısıyla Türkiye perakendeciliğinin hızlı değişim içinde olması, iyi yönetilmesi gereken, belki bir kriz yönetimi çerçevesinde ele alınması gereken bir süreç. Bu değişimler içerisinde, dünyaya baktığınızda yıkıcı yapılanmanın planlı gelişmeye çevrildiğini görürüz. Bu da o sektöre hizmet edenlerin önünü açmıştır. Var olanı yok edip yeniden yatırım yapmak yerine makul hedefleri belirleyen düzenlemeler yapmışlar. Bizim de bu konuda çalışmalarımız var. Şu anda Sanayi Bakanlığı´nın gündeminde olan, ciddi bir “perakendecilik düzenleme yasası” var. Bu yasa ile inanıyorum ki Türkiye´de perakendecilik daha düzenli, planlı bir yapılanmaya dönüşecek bir sektör olacaktır.

» Perakende sektörü tüm dünyada rekabetin ağırlığını hissettirdiği bir alan. Türkiye´de organize perakendeciliğe geçiş sizce bu rekabeti ne yönde etkiledi? Türkiye, perakende devlerinin liginde nerede konumlanıyor?

Perakendecilik dünyadaki rekabetin çok net yaşandığı, bugün 300 milyar dolarlık ciroların tek şirket tarafından yapıldığı bir sektör. Türkiye´de de bulunan 3 tane küresel perakendeci aynı zamanda dünyada da ilk 5´te bulunan perakende devleri. Dolayısıyla dünyadaki gelişme, rekabet hemen hemen aynı şekilde Türkiye´de de yaşanıyor. Türkiye´de henüz değişim tamamlanmadı. Ancak özellikle metropol şehirlerde, biraz da acımasızca haksız bir rekabet yaşanıyor maalesef. Fakat bu yasal düzenleme, bu tür haksız rekabetin önüne geçecek diye düşünüyorum.

Baktığınız zaman, ilk 5´teki 3 büyük perakendecinin Türkiye´de olması, Türkiye´nin artık A liginde olduğunu gösteriyor. Bu da rekabetin, ürün bulunurluğunun dünyayla eşdeğer olduğu anlamına geliyor. Mutluluk verici bir durum tabii ama yerli perakendecilerimizin yerini doğru konumlandırmak lazım. Bu rekabetin içinde yerli perakendecilerin olması,yerli üreticilerin de olması gerekir. Buna çok dikkat etmek lazım.

» Birkaç markanın hakim olduğu oligopol bir perakende sektörü tablosu ile karşı karşıya kalmak üzereyiz. Markalaşma açısından değerlendirirsek bu durum, yurtdışına açılım yapmak isteyen işletmeler için ciddi bir risk teşkil etmiyor mu?

Oligopol yapı tehlikeli bir yapıdır. Bütün dünyada bu yapılanmayı engellemek için rekabet kurumları oluşturuldu. Bizim ülkemizde de 10. Yaşını kutladı Rekabet Kurumu. Ancak rekabet tek taraflı algılanmamalı; rekabeti oluşturmak yalnızca o günün işi değil. Bugün rekabeti oluşturmak yeterli bir rekabet olgusu değil, geleceğin rekabet ortamını da planlamak lazım.

Bugünkü yapılanma bundan 5 yıl sonra rekabeti yok edecek tekelleşmeye giden bir süreci getiriyorsa bugünden onu görmek lazım. Biz oligopolleşmeyi tekelleşmeye giden bir süreç olarak düşünüyoruz, bu konuda tedbir alınması gerekir.

» Organize perakendecilik kayıtdışı ekonomiye sekte vurdu ve kayıp kaçakların önüne geçti. Ancak buna rağmen sektörde ağırlık hala geleneksel perakendecilikte ve dönüşüm sağlayamadığımız her gün aleyhimize işliyor. Federasyon olarak bu konuda bir çalışmanız olacak mı?

Organize perakendecilik tabii ki kayıtdışı ile mücadele eder. Ancak kayıtdışılık konusu Türkiye´de çok da algılandığı gibi değil. Organize perakendecilik, hem üretimin hem ticari kanalların, aynı zamanda da tüketim safhasının mali anlamda, güvenilirlik, sağlık-hijyen ve menşei takibi gibi birçok alanda kayıtiçi olmasını sağlıyor. Biz bu konuda federasyonumuzun kuruluşu ile birlikte çok önemli çalışmalar yaptık. Örneğin, satın alınan ürünlerin faturalandırılması, gıda ürünü ise menşei takibinin yapılması, standartlara uygun olması gibi birçok konuda arkadaşlarımızı bilgilendirme çalışması yaptık. Bu süreç kendiliğinden kayıtdışılığı yok edecektir. Ancak ülkemizin bazı bölgelerinin hem üretim açısından hem de perakendecilik açısından çok ulaşılabilir olmaması bu konuda işlerimizi zorlaştırıyor açıkçası. Fakat ülkemizin gelişmesiyle birlikte, özellikle kentleşmeyle, Anadolu´nun küçük şehir, ilçe ve kasabalarında gelir seviyelerinin de artmasıyla birlikte hem organize perakendecilik gelişecek hem insanlarımızın gelir seviyesi artacak. Tüketim rahatlayacak ve verimli işletmeler oluşacak. Üretimde de standartları belirlenmiş, kaliteli ve kontrollü bir sistemin gelişeceğini düşünüyoruz. Bu biraz zaman gerektiriyor ancak doğru yoldayız. Türkiye´de ticari hacim hızla büyüyor, ticari hacmin iki katı hızla da organize perakendecilik büyüyor. Geleneksel perakendecilik de yerini organize perakendeciliğe bırakıyor.

» Perakende sektörü her zaman gıdanın öne çıktığı sektör oldu. Ancak gıdada ürün farklılaştırılması artık gittikçe zorlaşıyor. Sizce önümüzdeki zamanlarda gıda, sektör içindeki yerini korur mu yoksa yatırımlar diğer alanlara doğru mu kayar?

Çok yerinde bir saptama. Organize perakendecilik denildiğinde insanların aklına birkaç tane gıda süpermarketi geliyor. Ülkemize gıda dışında birkaç tane çok önemli markamız oluştu. Bu markalar genelde, tekstil, konfeksiyon grubunda oldu. Bunların hepsi de perakende kuruluşları. Gıdada ürünlerin çeşitlendirilememesi, çok doğru bir yaklaşım değil. Ürün geliştirmek gıda dışında çok daha mümkün. Artık çok büyük perakendeciler, gıda dışında markalar oluşturmaya başladılar. Buradan anlıyoruz ki farklılaşmak önemli. Bunun için de tüketici taleplerini belirlemek gerekiyor. Önce talep oluşturmak ve perakendecilik gibi üretici ile tüketici arasındaki kanalları doğru şekillendirmek gerekiyor.

Bir AR-GE çalışması oluşturulması gerekiyor. Federasyon olarak programımızda bu konuyla ilgili çalışmalarımız var. Mevcut sıkıntıları çözdükten sonra bu çalışmalarımıza hız kazandıracağız.

» Tüketici taleplerinin hızla yön değiştirdiği bir dönemden geçiyoruz. Bu nedenle sadece üretim yapmak ya da pazarlamak yeterli değil; aynı zamanda sahaya inip eğilimleri yakından izlemek ve mümkün olduğunca bu taleplere yön vermek gerekiyor. Türkiye´de yatırımcıları bu konuda nasıl değerlendiriyorsunuz?

Perakendecinin yapması gereken bu zaten. Biz ne yapmalıyız? Tüketicinin nabzını yoklayıp, beklentilerini, taleplerini ve hatta kendilerinin dahi bilmediği konularda nelere eğilimli olduklarını belirlemeliyiz. Bu doneleri üreticilerle paylaşıp onlara da yön vermeliyiz. Bir takım pazar kolaylıkları sunarak üreticiyi de geliştirmeliyiz. Rekabette fark yaratmak bu işte. Bizim yerli perakendeciler olarak, tüketici taleplerini algılamak ve yönlendirmek için çok önemli avantajlarımız var. Bunun için federasyonu oluşturan arkadaşlarımızla çeşitli AR-GE çalışmalarımız olacak. Bunlar, mağazalar içersinde yeni ürün olabilir, yeni hizmet alanları olabilir, yeni konsept mağazalar olabilir. Tüketicinin patron olduğu bir perakendecilik sistemini kabul etmiş bulunuyoruz. Bunun gereğini yerine getirmek gerekir. Üyelerimizi de bu konuda yönlendirmek niyetindeyiz.

» Uluslararası organize perakendeciler ile yerel perakendecilerin eşit düzlemde rekabet edebilmesi için nasıl bir yasal zemin gerekiyor? Bu konuda Federasyon olarak yerli yatırımcıya ne tavsiye ediyorsunuz?

Bu konu, dünyadaki bütün gelişmiş ülkelerde yerli ve yabancı diye bir ayrım olmaksızın düzenlenmiş. Haksız rekabeti ortadan kaldıracak düzenlemeler yapılınca, fırsat eşitliği oluşturulunca burada birilerinin -işini daha iyi yapanın- öne çıkması çok normal. Bu serbest piyasanın bir gereği. Fakat yerli perakendecileri geliştirme, koruma yönünde bir düzenleme düşünülürse buna çok ihtiyaç olduğuna inanmıyorum. Almanya, Fransa gibi, Türkiye´de bulunan küresel perakende markalarının menşei olan ülkelerdeki yasal düzenlemelerin aynısı bizim ülkemizde de uygulanabilir. Bu konuda aslında ihtiyaç yok. Kendi içinde arz-talep dengesinin oluştuğu, haksız rekabetin engellendiği bir ortamda Türkiye´nin yerel perakendeciliğinin çok hızlı bir şekilde gelişeceğini düşünüyorum. Biz daha dinamik ve daha pratik düşünen bir toplumuz. Küresel markaların deneyim ve sermaye birikimi var. Ancak bizim de pratik bir yapımız var. Bu arayı kapatabiliriz. Kısacası, özel bir sisteme ihtiyacımız yok; yerli yabancı ayrımına da ihtiyacımız yok. Daha genel, daha planlı bir gelişmeyi ele alan, kentsel gelişime de paralel olarak oluşturulacak bir düzenlemeye ihtiyaç var.

» Türkiye´de birçok sektör kalifiye eleman açığı ile karşı karşıya. Federasyonunuzun bu açığı kapatmak için hazırladığı bir eğitim programı var mı ya da bu açığı kapatmaya yönelik nasıl bir yol izliyorsunuz?

Akıllı mağazacılık henüz ülkemizde çok gelişmiş olmasa bile dünyada böyle bir sistem var. Ülkemizde akıllı mağazacılığın çok hızlı gelişeceğini sanmıyorum; şu anda böyle bir talep yok. Ancak önümüzdeki süreçte özellikle insanımızın eğitimini takip etme ve kalifiye personel yetiştirme ihtiyacı var. Özellikle hizmet sektöründe kalifiye eleman ihtiyacı var. Biz bu konuda özellikle üniversitelerle, Milli Eğitim Bakanlığı ile, bir takım özel perakendecilik akademileriyle ve kendi bünyemizde yaptığımız eğitim çalışmalarıyla bu eksikliği bertaraf etmeye çalışıyoruz ve personelimizin, sektöre yeni giren arkadaşlarımızın eğitim almasını sağlıyoruz. Geçtiğimiz günlerde Kocaeli Üniversitesi Mağazacılık Yüksek Okulu İşletme Bölümü´ndeki öğrencilerle sohbet ettim. Oradaki öğrenciler son derece bilinçli mağazacılar olarak yetişiyorlar. Her yıl 65-70 kadar öğrenci mezun oluyor. Önümüzdeki yıl 150 mezun verecekler; bu arkadaşlarımız birkaç yıl içinde mağazalarda yönetici olarak çalışabilecek arkadaşlarımız. Bununla beraber her yıl 100-120 mezun veren perakendecilik akademimiz var. Birkaç tane meslek lisesi var. Aslında meslek liselerinde, hizmet sektöründe değerlendirmek üzere eleman yetiştirmek mümkün. Bunun maliyeti de çok düşük. Bu şekilde kalifiye istihdamı da artırmış oluruz. Aslında kalifiye elemana sektörde çok ciddi ihtiyaç var.

» Tüketimin beraberinde ortaya koyduğu sosyal sonuçlar da var. “Kurumsal sosyal sorumluluk” bilinci ülkemizde tam olarak yerleşmiş değil. Türkiye Perakendeciler Federasyonu´nun bu konuda alınmış bir kararı var mı? Sosyal sorumluluk projeleri için nasıl bir yaklaşım sergiliyorsunuz?

Hangi sektörü ele alırsanız alın hepsi birbiriyle bağlantılı. Perakendecilik dediğinizde bu, sosyal sorunlarla da ekonomik sorunlarla da bağlantılı. Burada toplumu bir bütün olarak ele alıp toplam kaliteyi yükseltecek çalışmalar yapmak gerekmektedir. Bunu yaparken bir tarafı dağınık kalsın diyerek bırakamazsınız. Zincir, en zayıf halkası kadar güçlüdür. Biz tüm toplumun eşit bir şekilde büyüyeceğini düşünüyoruz. Tüketim bilincini arttırmakta bize düşen veballer olduğunu düşünüyorum. Cumhuriyet´in kuruluş döneminden itibaren pazar günleri yasayla tatil ilan edilmiştir. Bu sosyal bir yasadır, halkın dinlenmesi istenmektedir. İnsanların, ertesi gün aynı dinamizmle çalışması için uykuya da ihtiyacı vardır. Hatta bizim inancımızda uyku ibadet olarak görülür çünkü bu bir ihtiyaçtır. Gün içerisinde de hafta içerisinde de insanların çalışma saatleri düzenlenmelidir. İnsan sağlığının da çalışma koşullarıyla ilgisi büyüktür. Gelişmiş ülkelere baktığınızda bu yönde bazı uygulamalar var. Bizim de bu yönde uygulamalara ihtiyacımız var. Ülke olarak üretmeye çok ihtiyacımız var fakat tüketmeyi körüklememek gerekiyor. Biz yasal düzenlemeler sırasında federasyon olarak, toplumun menfaatini kendi menfaatimizin üzerinde tutuyoruz. Bir takım ticari sıkıntıları bu amaçla göğüslüyoruz. Bunun yanı sıra özürlü vatandaşlarımızı istihdam etmeye çalışıyoruz. Bazı sivil toplum teşkilatlarıyla dirsek teması halinde çalışıyoruz. Kimi ihtiyaçlarında maddi destek sağlıyoruz. Belediyelerimizle ortak çalışmalarımız var. Bunun yanı sıra ağaç dikme kampanyalarımız oluyor. Bu toplumun bir parçası olmanın verdiği avantaj ve sorumlulukla ülkemizin tüm dinamiklerinin içinde olmaya gayret ediyoruz.

» Türkiye, AT Kearney Araştırma Şirketi´nin “Global Perakende Gelişim Endeksi”ne göre Rusya, Hindistan gibi ülkeleri takip ederek 10. sırada yer alıyor. Bu sıralamada daha üst sıralarda yer almanın koşulları sizce nelerdir?

Üretmek, üretmek, üretmek… Tüketimi çok körüklemeden, özellikle yerli üretimi ve yerli tüketimi özendirmek gerekiyor. Yerli malı kullanma konusunda, dünyanın en gelişmiş ülkelerinin çok hassas olduğunu unutmamak lazım. Çok üretmemiz lazım, dış ticaretimizi mutlaka dengeleyecek üretimde bulunmamız lazım. Lüks tüketimi özendirmemiz lazım. En önemlisi eğitimli, kalifiye üretim oluşturmamız lazım. Şu anda Hindistan enteresan bir şekilde Amerika´daki çağrı merkezlerinin merkezi haline geldi. Bugün Amerika´da bir kişi pizzacıdan sipariş verirken bunu Hindistan üzerinden yapıyor. Dolayısıyla bizim küreselleşmeyi doğru anlayıp bundan pay çıkarmamız lazım. Bu payı farklılaşarak çıkarabiliriz. Bu anlamda devletin bazı kurumlarının yerel ve özel dinamikleri göz önünde bulundurması gerekiyor. Ülkemizin gelişirken çok özel artıları var. Genç nüfusumuzu eğitimle, kalifiye personel haline getirmeliyiz. Batı Avrupa´nın dibindeyiz, Orta Doğu, Türki Cumhuriyetler gibi yoğun nüfusun yaşadığı bir kavşak noktasındayız. Bunları doğru değerlendirdiğimizde, ülkemizden bir perakendecinin ulusal perakendeci olmakla yetinmeyip, bölgesel anlamda başlayıp devamında dünyaya hizmet edeceğine, uluslararası bir marka olacağına inanıyoruz. Biz federasyon olarak en az 2-3 tane marka çıkartacağız. Bu anlamda arkadaşlarıma da inanıyorum. Daha güçlü bir Türkiye´de, daha güçlü bir Türkiye perakendeciliğini birlikte yaşayacağız.

Paylaş :
Bu Makaleye Puan Verin
Yorum Yok

Üzgünüz, yorum formu şu anda kapalıdır.