a
HomeSÖYLEŞİLERSanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan: “Girişimci Bilgi Sistemi gelecek tasarımının ilki ve en önemlisidir”

Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan: “Girişimci Bilgi Sistemi gelecek tasarımının ilki ve en önemlisidir”

Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan: “Girişimci Bilgi Sistemi gelecek tasarımının ilki ve en önemlisidir”

Öncelikle “Girişimci bilgi sistemi” ile başlayabilir miyiz? Sanayi envanteri olarak da bilinen sistem, ekonomiye ve özelde sanayiye hangi açılımları getirdi? Bakanlığınızın bu kapsamda uygulamaya geçirdiği çalışmalardan söz edebilir miyiz?

Bugün Türkiye´de politika yapıcıların kendi kendisine sorması gereken soru şudur; Biz eski kalıplarla, yani önümüzü görmeden, sezgilerimizle mi yolumuza devam edeceğiz, yoksa bulunduğumuz noktadan sıçrama yapmamızı sağlayacak stratejilerle mi hareket edeceğiz? Biz Türkiye´yi geleceğe taşıyacak doğru stratejiler oluşturulması gerektiğine inanıyor ve bu doğrultuda hareket ediyoruz. Bunun için de öncelikle, kendimizi iyi tanımamız, neyimiz var, neyimiz yok iyi bilmemiz gerektiğini düşünüyoruz.

Bu nedenle de, bakan olur olmaz, daha önce sıkça gündeme getirdiğim, sanayi/ticaret envanterinin çıkarılması ve ülkemizin bir sanayi/ticaret stratejisinin hazırlanması için çalışmalara başladım.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı olarak, ilgili bütün kamu kurumlarının veri, bilgi ve tecrübe birikimleri ve katkılarıyla yürüttüğümüz bu çalışma, Türkiye´nin küresel rekabette belirleyici aktör konumunda olmasını sağlayacak çok önemli bir çalışmadır. İşte biz Sanayi ve Ticaret Bakanlığı olarak, girişimciliği esas alarak Türkiye´nin gelecek tasarımını yapabilmek ve yol haritasını hazırlamak için, ezber bozacak çalışmalara soyunduk.

Girişimci Bilgi Sistemi, bu çalışmaların ilki ve bence en önemlisidir.

Bugüne kadar, bu ülkede ne kadar firma var, nerede üretim yapar, nerede ticaret yapar, ne kadar kapasitesi vardır, ne üretir, ne kadar üretir, ne kadar elektrik tüketir, ne kadar ar-ge yapar, ne kadar işçi çalıştırır, onlara ne kadar ücret öder, sermayesi, aktifi, cirosu, karı, zararı, borcu, alacağı ne kadardır bilinmezdi. Hepimiz, bu bilgilerden yoksun olarak, el yordamıyla yolumuzu bulmaya, karar almaya, iş yapmaya çalışırdık. Bugün artık bunların hepsini biliyoruz. Üstelik, bunların sektör sektör, il il dağılımlarını biliyoruz. Türk ekonomisinin her türlü verisi, kılcal damarları da dahil olmak üzere, artık bir tuşa basmak kadar yakın. Yani bugün girişimcilerimizin zihniyet haritasını değiştirebilecek temel verilere artık sahibiz. Bugüne kadar ihtiyacını duyduğumuz sanayi envanterini biz büyük oranda genişleterek, Girişimci Bilgi Sistemi´ne dönüştürdük. Çünkü sanayi envanteri olarak yapsaydık, bir araştırma ve anket çalışması olarak sadece 302 bin işletmemizin verilerini kapsayacaktı. Oysa biz, gelişen dünya da sanayinin ticaret ve hizmetlerle entegre olduğunu, ekonomilerin artık bir bütün olduğunu bilerek, 2007 yılı sonu itibariyle Türkiye çapında faaliyet gösteren 2 milyon 10 bin 377 işletmemizin, bir anket ya da araştırma çalışmasına göre değil, gerçek verilerine göre analizlerini yaptık.

Adeta adrese dayalı nüfus kayıt sistemi gibi, bütün illerimizin, bütün sektörlerimizin ticaret ve sanayi kimliğini çıkarttık. Bugün artık, hem Türkiye genelinde, hem kentler bazında, hangi sektörde, hangi özkaynakla, hangi çalışan sayısıyla, hangi aktif büyüklüğüyle hangi ciroya ulaşılıyor, hangi kar rakamına ulaşılıyor; biliyoruz.

Girişimci Bilgi Sistemi, geleceği tasarlamamızda sağlayacağı katkının yanında, şu anda dünyanın yaşadığı küresel kriz gibi ortamlarda en önemli radarımız olacaktır.Şimdi, elimizdeki bu değerli bilgileri, analizleri; 2008 yılı Eylül ayı sonu gerçek verileriyle yeniliyoruz. Dünyanın yaşadığı krizin etkilerini de gerçek verilerle elimize almış olacağız. Türkiye´nin gerçek ve güncel MR´ını çekmiş olacağız. Bununla yetinmedik, GbS verileri çerçevesinde, 224 sektörümüzün krizden nasıl etkileneceğini, güçlü ya da zayıf yanlarının neler olduğunu analiz ettik. Hangi sektörümüzün durumunun ne olduğunu, iç pazarın ya da dış pazarın daralmasının onu nasıl etkileyeceğini, kur riski, finans riskinin ne olduğunu, altını çizerek söylüyorum; tzztt olarak artık biliyoruz. Bunun için, Bakanlığımız bünyesinde Dünya daki ve ülkemizdeki gelişmeleri izlemek; sektörlerimizin nabzını tutmak üzere, bir Sektörel İzleme ve Değerlendirme Merkezi kurduk. Bu merkezde yer alan uzmanlarımız, bütün sektörlerimizi an be an izliyor, dünya daki ve ülkemizdeki gelişmeleri analiz ediyor.

Avrasya ve Avrupa´nın üretim üssü olmaktır. Bu vizyona yönelik olarak benimsenen stratejik hedefler:

  • Güçlü şirketler yaratmak,
  • Orta-yüksek teknoloji ağırlığını arttırmak,
  • Geleneksel sektörlerde yüksek katma değerli yapıya dönüşmektir.

Güçlü şirketler yaratma stratejik hedefinden başlarsak, güçlüden kasıt ciddi üretim kapasitesine sahip, etkin ve verimli çalışan şirketlerdir.

Ancak gelişen, ilerleyen ve sürekli değişen teknoloji, büyüklük ve güçlülüğün tanımını da farklılaştırmıştır. Artık sadece büyük olmak değil, teknolojiyi takip etmek, teknoloji geliştirmek ve yenilemek de rekabetçi arenada başarılı olmanın anahtarı haline gelmiştir. Bundan dolayıdır ki, sanayi stratejimizin ikinci stratejik hedefi “orta-yüksek teknoloji ağırlığını arttırmak” şeklinde belirlenmiştir. Üçüncü stratejik hedefimiz ise özellikle geleneksel sektörlerde yüksek katma değerli yapıya dönüşmektir. Aslında bu ifade kendi içinde kritik bir önermeyi de barındırıyor.

Bu önerme, geleneksel sektörlerden “kopuş” yerine “katma değerli bir yapıya dönüşüm”ü sağlamaktır.

Tasarım, markalaşma, lojistik gibi katma değeri artırıcı unsurlar, uzun dönemde Türkiye ekonomisi açısından çok önemli sonuçlar doğurmaya müsaittir. Bu aşamadan sonra, Girişimci Bilgi Sistemi, sektörel analizler ve Sanayi stratejimiz doğrultusunda da teşvik sistemi sil baştan ele alınmıştır.

Hazine Müsteşarlığımızın bağlı olduğu Devlet Bakanlığı tarafından, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı´nın katkı ve analiz desteği ile hazırlanan yeni teşvik sistemi, “yüksek teknoloji, yüksek katma değer ve yüksek rekabet gücü”ne, yani “3y” diye özetlenebilecek bir formüle dayanıyor. Bu çerçevede, yeni teşvik modelimiz, bölgeselliğin yanında, sektörel ve proje bazlı olarak yapılandırılacaktır. Yüksek rekabet gücüne ve katma değere dayalı sektörler teşvikte öncelik alacaktır. Öte yandan 5084 Sayılı mevcut Teşvik Sistemi bir yıl süreyle uzatılacak. Böylece mevcut yatırımların devamı sağlanacak, teşvikten yararlanan yatırımcılar mağdur edilmeyecek.

KOSGEB Kanunu´nda yapılan değişiklikle, sektörde meydana gelen daralma konusunda bir iyileşme bekliyor musunuz?

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı´nın ilgili kuruluşu statüsünde olan KOSGEB, 1990 yılında 3624 sayılı Kanun ile kurulmuştur. KOSGEB, imalat sanayi sektöründeki

Buradan elde ettiğimiz verileri, Küresel Krizin Reel Sektörümüze etkilerine ilişkin verileri, Ekonomi Koordinasyon Kurulu´muz ve Bakanlar Kurulumuzla paylaşıyoruz.

Girişimci Bilgi Sistemi´nin verileriyle, dünya dinamiklerini de dikkate alarak, Türkiye´nin gelecek tasarımı için Sanayi Strateji Belgemizi hazırladık ve Bakanlar Kurulumuz ile Ekonomi Koordinasyon Kurulumuza sunduk.

Bu strateji, vizyonumuzu, yaklaşımımızı ve temel politikalarımızı ortaya koyan genel çerçeve belgesidir. Belge´de benimsenen vizyon, Orta ve yüksek teknolojide

Avrasya ve Avrupa´nın üretim üssü olmaktır. Bu vizyona yönelik olarak benimsenen stratejik hedefler:

  • Güçlü şirketler yaratmak,
  • Orta-yüksek teknoloji ağırlığını arttırmak,
  • Geleneksel sektörlerde yüksek katma değerli yapıya dönüşmektir.

Güçlü şirketler yaratma stratejik hedefinden başlarsak, güçlüden kasıt ciddi üretim kapasitesine sahip, etkin ve verimli çalışan şirketlerdir.

Ancak gelişen, ilerleyen ve sürekli değişen teknoloji, büyüklük ve güçlülüğün tanımını da farklılaştırmıştır. Artık sadece büyük olmak değil, teknolojiyi takip etmek, teknoloji geliştirmek ve yenilemek de rekabetçi arenada başarılı olmanın anahtarı haline gelmiştir. Bundan dolayıdır ki, sanayi stratejimizin ikinci stratejik hedefi “orta-yüksek teknoloji ağırlığını arttırmak” şeklinde belirlenmiştir. Üçüncü stratejik hedefimiz ise özellikle geleneksel sektörlerde yüksek katma değerli yapıya dönüşmektir. Aslında bu ifade kendi içinde kritik bir önermeyi de barındırıyor.

Bu önerme, geleneksel sektörlerden “kopuş” yerine “katma değerli bir yapıya dönüşüm”ü sağlamaktır.

Tasarım, markalaşma, lojistik gibi katma değeri artırıcı unsurlar, uzun dönemde Türkiye ekonomisi açısından çok önemli sonuçlar doğurmaya müsaittir. Bu aşamadan sonra, Girişimci Bilgi Sistemi, sektörel analizler ve Sanayi stratejimiz doğrultusunda da teşvik sistemi sil baştan ele alınmıştır.

Hazine Müsteşarlığımızın bağlı olduğu Devlet Bakanlığı tarafından, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı´nın katkı ve analiz desteği ile hazırlanan yeni teşvik sistemi, “yüksek teknoloji, yüksek katma değer ve yüksek rekabet gücü”ne, yani “3y” diye özetlenebilecek bir formüle dayanıyor. Bu çerçevede, yeni teşvik modelimiz, bölgeselliğin yanında, sektörel ve proje bazlı olarak yapılandırılacaktır. Yüksek rekabet gücüne ve katma değere dayalı sektörler teşvikte öncelik alacaktır. Öte yandan 5084 Sayılı mevcut Teşvik Sistemi bir yıl süreyle uzatılacak. Böylece mevcut yatırımların devamı sağlanacak, teşvikten yararlanan yatırımcılar mağdur edilmeyecek.

KOSGEB Kanunu´nda yapılan değişiklikle, sektörde meydana gelen daralma konusunda bir iyileşme bekliyor musunuz?

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı´nın ilgili kuruluşu statüsünde olan KOSGEB, 1990 yılında 3624 sayılı Kanun ile kurulmuştur. KOSGEB, imalat sanayi sektöründeki

KOBİ´lerin teknolojik düzeylerinin ve uluslararası rekabet güçlerinin yükseltilmesini, istihdam, ihracat ve yatırımlardaki paylarının artırılmasını sağlamak üzere; kalkınma planları, hükümet programı ve KOSGEB Stratejik Planı ile belirlenen esaslar dâhilinde KOBİ´lere ve girişimcilere destek ve hizmetler vermeye devam etmektedir.

Son dönemdeki küresel ekonomik gelişmelerin KOBİ´ler üzerindeki etkilerinin azaltılması konusunda KOSGEB´in etkin rol üstlenmesi öngörülmektedir. Ancak, KOSGEB´in mevcut 3624 sayılı Kanun gereğince imalat sanayi sektörü dışındaki KOBİ´lere destek veremiyor olması, KOSGEB´in etki alanını sınırlı tutmaktadır.

Oysa KOSGEB, KOBİ´lere hizmet ve destek vermek üzere özel yasaya sahip olan tek kamu kuruluşudur ve Bakanlığımız KOSGEB gibi ülke sathında yaygın teşkilat yapısına sahip, dinamik bir kuruluştan diğer sektörlerdeki KOBİ´lerin desteklenmesinde de yararlanılması gerektiği düşüncesindedir.

Bilindiği üzere, ülkemizde sanayi sektörü dışındaki sektörlerin ekonomik katma değer üretme ve istihdam yaratma potansiyeli artmaktadır. Gerek bu artış, gerekse sanayi dışındaki sektör firmalarından ve bunların temsilcisi kuruluşlardan gelen talepler, KOSGEB´in hedef kitlesini sanayi kesiminden tüm KOBİ´leri kapsayacak şekilde genişletmesi gerekliliğini gündeme getirmiştir.

Ülkemiz sanayisine yönelik genel ve sektörel strateji geliştirme çalışmalarında da ortaya çıkan gerçek, sanayi kesiminin geliştirilmesinde başarılı olabilmek için bu kesimle yatay ilişkide olan diğer sektörlerin de geliştirilmesi gerektiğidir. Bu gerekçelerden yola çıkarak 3624 sayılı KOSGEB Kanununda değişiklik yapmak ve diğer sektörlerdeki KOBİ´leri de KOSGEB hedef kitlesine dâhil etmek için yasa tasarısı hazırlanmıştır. Tasarının kanunlaşması ile birlikte KOSGEB, ülkemizin KOBİ´lerden sorumlu ulusal kuruluşu niteliğine kavuşacak ve daha geniş bir etki alanında KOBİ´lerimizin geliştirilmesi için çalışacaktır.

Sicil kayıtları nedeniyle finans kaynaklarına ulaşımı kısıtlanan, sanayici, tüccar, KOBİ´ler, esnaf ve sanatkarlar yaşanan küresel daralma ile daha da artan bir yükün altında kaldılar. Sicil affı konusunda gelinen son nokta nedir?Sicil Affı olarak kamu oyunda nitelendirilen, karşılıksız Çek Ve Protestolu Senetler İle Kredi Ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun 28 Ocak 2009 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak, yürürlüğe girmiştir. Bu kanunla, Sicil kayıtları nedeniyle finans kaynaklarına ulaşımı kısıtlanan, sanayici, tüccar, KOBİ´ler, esnaf ve sanatkarlar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce olup da; kullandığı nakdî ve gayrî nakdî kredinin ödemelerini aksatan gerçek ve tüzel kişilerin, ticari faaliyette bulunan ve bulunmayan gerçek kişilerin ve kredi müşterilerinin karşılıksız çıkan çek, protesto edilmiş senet, kredi kartı ve diğer kredi borçlarına ilişkin kayıtları, söz konusu borçların bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce veya bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde ödenmesi veya yeniden yapılandırılması halinde borcun tamamının ödenmesini müteakiben Merkez Bankasında tutulan kayıtlardan silinecektir.Ayrıca, Merkez Bankasınca kayıtların silinmesinden sonra, bankalar, finansal kiralama şirketleri, faktoring şirketleri ve tüketici finansman şirketlerince yapılacak kredilendirme, çek karnesi verilmesi ve diğer işlemlerde silinmiş kayıtlar dikkate almayacaktır.

Düzenlemeyle ferdi kredilerde 499 bin 567, kredi kartlarında 1 milyon 919 bin 963, karşılıksız çeklerde 5 milyon 907 bin 94 ve protestolu senetlerde de 3 milyon 865 bin 558 kayıt silinecek. Nitekim Merkez Bankası bu nitelikteki bütün kayıtların silindiğini açıklamıştır.

Tüm dünya ülkelerini etkileyen bir krizle karşı karşıyayız. Türkiye de bu konuda alması gereken önlemleri alıyor ancak krizden çıkmanın esası her zaman verimlilik olarak görülmüştür. Sanayide verimliliği arttırmak için bakanlığınız ve işletmeler arasında nasıl bir iş birliği öngörüyorsunuz?

Bütün dünya ülkelerini etkileyen küresel mali kriz, ihracatımızın % 90´ ı sanayi üretimini teşkil eden ülkemizi de kuşkusuz etkilemiştir. Krize bağlı olarak çeşitli önlemler alınmaya çalışmaktadır. Bunun yanı sıra sadece kriz nedeniyle değil, krizden de önce işletmelerimiz verimliğini artırıcı faaliyet yürütülmektedir. Bakanlığımıza bağlı Milli Produktivite Merkezi (MPM) , yine Bakanlığımız bir kuruluşu olan KOSGEB ile KOBİ´lerin verimli çalışması ile ilgili koordineli çalışmalar yapmaktadır. Ayrıca MPM iller düzeyin de verimliği artırıcı başarılı çalışmalarını sürdürmektedir.

Ülkemizde ihracat yapan ve bu mali krizden en çok etkilen ana sanayinde verimliğinin yüksekliği de ilgili otoriterler tarafından da ifade edilmektedir.

OSB´ler hem sanayi için verimliliği arttıran unsurlar hem de kentleşme açısından artılar kazandıran yatırımlar. Fakat Türkiye´de bu konuda istenen başarı henüz yakalanabilmiş değil. Bunu neye bağlıyorsunuz? Bakanlığımızca OSB´ler aracılığıyla, bu olumsuzlukları en aza indirerek, planlı ve altyapı ile donatılmış parseller hazırlanarak sanayicilerin hizmetine sunulmaktadır. Bu çerçevede; 1962´den günümüze kadar, Bakanlığımızca 256 adet OSB´ne sicil verilerek tüzel kişilik kazandırılmıştır. 2008 yılı sonu itibariyle hizmete sunulan 133 adet OSB (I.ve II. kısımlar dahil) de yer alan 55.749 adet sanayi parselinin 53.096 adedi sanayiciye tahsis edilmiştir. Tahsis edilen bu parsellerden 37.169 adedinde üretime geçilerek yaklaşık 833.000 kişiye iş imkanı sağlanmıştır. Bu parsellerin 10.575 adedi inşaat, 5.352 adedi proje aşamasındadır. Tüm parsellerde üretime geçilmesi halinde istihdamın 1.170.000 kişiye ulaşacağı ön görülmektedir. Bu rakamlar da göstermektedir ki, Ülkemiz ekonomisinde sağladığı istihdam olanakları ile de OSB´ler küçümsenmeyecek bir paya sahiptir. 46 yıllık bir süreçte OSB uygulamaları görevini yerine getirmekle birlikte, bundan sonra da; firmaların verimlilik düzeylerini yükseltmek için teknolojik yatırım yapmaları, AR-GE çalışmalarının artırılması, küresel rekabete ayak uyduracak sektörlerin seçilmesi, ihtisaslaşmış sanayinin birlikte hareket etmesi gibi yapılandırmalar, OSB´lerin cazibelerini artıracak yerli ve yabancı sermaye açından tercih edilen bölgeler olacaktır. Organize sanayi bölgelerinin işlevi düşünüldüğünde sayılarının ve niteliklerinin artması planlı sanayileşme adına önemli bir gelişmedir. Bakanlık olarak, sanayimizi destekleyerek OSB´lerin daha iyi işletilmesine, daha çabuk tamamlanmasını, dünyayla daha hızlı entegre olmasını hedeflemekteyiz. Ülkemizde planlı kalkınma döneminin başladığı yıllardan itibaren yürütülen ve kurumsal niteliğini kazanmış olan organize sanayi bölgeleri uygulamaları, günün şartlarına uygun olarak güncellenen mevzuatı ile, ekonominin itici gücü haline gelerek sanayinin gelişmesine ve istihdamın artırılmasına önemli katkı sağlamaktadır.

OSB´lerin sayısı artarken, sizce bu alanlardan alınan verim yatırımları karşılıyor mu? Süreç umulduğu gibi mi işliyor?

Bilindiği gibi, ülkemizde yıllardır “Organize Sanayi Bölgeleri” düzensiz kentleşme ve çevre sorunlarına çözüm bularak, sanayi yatırımlarının yapılmasında ve işletmelerin verimliliklerinin arttırılmasında kritik bir görevi üstlenmektedir. OSB´lerin kuruluşundaki amaçlarından birisi sanayileşmenin yol açtığı olumsuz etkilerin üstesinden gelinmesi ve çevreye duyarlı düzenli kentleşmenin sağlanmasıdır. Altyapısı tamamlanmış parsellerde gerçekleştirilen yatırımlar ile kendi yetkileri içerisindeki idari işlemlerin gerçekleştirmesi, altyapı hizmetlerinin nitelikli ve ucuz olarak sağlanması bir diğer işlevidir. Sanayinin gelişimini sağlayan, sanayi birimlerinin çevrede yaratacağı olumsuz etkileri denetlemeyi amaçlayan, daha kolay daha verimli ve kaliteli üretim yapmalarını sağlayan, düşük maliyetli altyapı hizmetlerinden yararlanarak sanayi işletmelerinin gelişmelerine yardım eden önemli sanayileşme oluşumlarıdır. Yatırım yeri olarak uygun görülmeyen ve herhangi bir plana dahil olmayan yatırımlar, kentleşme, sanayi ve çevre bakımından olumsuzluklara neden olmaktadır. Bir sanayi tesisi kurabilmek için arazi satın almak, altyapı inşaatı yapmak, fabrika kurmak, hammadde ve istihdam sağlamak yatırımcı için büyük maliyetler getirmektedir.

Ülkemizin kalkınmasında bu derece önemli bir paya sahip OSB kavramının, tüm kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum örgütleri tarafından daha iyi algılanarak Ülke genelindeki farkındalık düzeyinin artırılması ve OSB´leri cazip hale getirerek doluluk oranlarının yükseltilmesi suretiyle sanayileşme hamlemizin sürdürülebilir hale getirilebilmesine çalışılmaktadır.

OSB´lerin her birinin üniversite kampüsü gibi olacağını ifade ediyorsunuz. Bu konuyu biraz açabilir miyiz?

OSB´nin ihtiyacı olan ticaret, eğitim, sağlık gibi konuların günümüz şartlarına uygun şekilde yeniden düzenlenen yeni yasayla OSB´lerin gelişimi için mesleki eğitime verilen önemle birlikte Üniversiteler ile iş birliği halinde başlatılan çalışmalara sanayi, ticaret ve hizmet sektörlerine yeterli bilgi ve beceriyle donanmış nitelikli ara elemanlar yetiştirerek ekonominin gelişmesine de önemli ölçüde katkı sağlayacaktır.

Tarımsal üretimlerin, bir arada ve sanayi ile entegrasyonu sağlanarak yapılması verimliliği arttırma yönünde önemli bir adım olarak görülmekte. Tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgeleri ile istenen verim yakalanabilir. Bu konuda bakanlığınız ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı arasında nasıl bir prosedür izleniyor?

Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri projeleri, Bakanlığımız ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı arasında imzalanan protokol kapsamında yürütülmektedir. En son 4562 Sayılı OSB Kanununda değişiklik yapılarak 10.11.2008 tarih ve 27050 Mükerrer Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “OSB Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun” 5´inci maddesi ile Tarım ve sanayi sektörünün entegrasyonunu sağlamaya yönelik tarıma dayalı sanayi girdisini oluşturan bitkisel ve hayvansal üretimin ve bunların işlenmesine yönelik sanayi tesislerinin yer alabileceği ve ilgili mevzuatı uyarınca öngörülen biyogüvenlik tedbirlerine uyulması şartıyla Tarıma Dayalı İhtisas OSB kurulabilir. Bu bölgelerin yer seçimi, kuruluş, imar planı onayı, faaliyeti, işleyişi ve denetimine ilişkin usul ve esaslar, Bakanlığımız ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından hazırlanarak yürürlüğe konulacak ayrı bir yönetmelikle belirlenir.” hükmü getirildiğinden, adı geçen her iki Bakanlıkça sözkonusu yönetmelik çalışmalarına başlanılmıştır.

Bu çalışmanın İlk örneğini 31 Ocak 2009 tarihinde Diyarbakır´da başlatmış bulunuyoruz.

Gündem krizle şekillenirken biz de bunun çok dışına çıkamıyoruz. Önümüzdeki yıl için sanayideki büyüme beklentiniz nedir? Yatırımcı tam olarak ne zaman kaygılarını geride bırakacak?

2008 yılı ortalarından itibaren başlayan ve tüm dünyayı etkileyen ABD kaynaklı finansal kriz tüm dünya ülkelerini etkisi altına almış bulunuyor. Uzmanlar, akademisyenler arasında bile bir görüş birliği yok. Kimisi krizin sonuna geldiğimizi, kimisi henüz krizde dip noktasının görülmediğini belirtiyor. Dünya da bugüne kadar yaşanan bütün krizler sona ermiştir. Bu krizde sona erecektir. 2001 krizinden dersler alarak makro reformlarını gerçekleştiren Türkiye, bu süreçten en az hasarla çıkacak ülkelerin başında gelmektedir. Bunu sadece biz değil dünyanın önde gelen iktisatçıları, akademisyenleri de vurgulamaktadır. Önemli olan, aklı selimle hareket edip, kriz sonrası oluşacak fırsatlardan yararlanmak için gerekli önlemleri almaktır.

Hükümet olarak biz bu çerçevede önlemleri alıyor, düzenlemelerimizi gerçekleştiriyoruz. Yatırımcının kaygısını giderecek önlemleri bir bir uygulamaya koyuyor, yatırım ortamını iyileştirmeye, önündeki engelleri kaldırmaya çalışıyoruz. 2009 yılına ilişkin beklentilerimizi de orta vadeli programda ortaya koymuş bulunuyoruz.

Türkiye´nin iç pazarının büyüklüğü aslında yatırımcıların kaygılarını giderecek çaptadır. Krizin tüketiciler üzerindeki psikolojik etkisi en aza indirgendiğinde yatırımcıların da kaygısı giderek azalacak, yeniden yatırımlara başlayacaklardır.

Hükümet olarak hem tüketicilerin, hem yatırımcıların kaygılarını giderecek pek çok önlemi uygulamaya başladık, birçok önlem üzerinde de çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Sanayinin göbeğinden gelmiş bir isim olarak siz de birden çok kriz aştınız. Bugün sanayicilerin aldıkları önlemleri elzem olarak mı görüyorsunuz ya da bunları panikle alınmış acele kararlar olarak mı değerlendiriyorsunuz?

Evet, 27 yıllık sanayici, 12 yıl Ankara Sanayi Odası başkanlığı yapmış biri olarak Türkiye´de pek çok kriz yaşadım. 1994 yılında Türkiye olarak kendi kendimize yarattığımız bir kriz yaşadık, peşinden 1998 yılında yurtdışı kaynaklı bir kriz yaşadık. 2001 yılında yaşadığımız krizin Türkiye´ye büyük ekonomik maliyeti olmuştur. Ancak bu krizlerin Türkiye ekonomisine maliyetlerinin yanı sıra olumlu bir de yanı olmuştur. Özellikle 2001 krizinden Türkiye olarak büyük dersler çıkarttık, rekabeti, üretimi, ihracatı, kaliteyi öğrendik. Bankacılık sistemimizi rehabilite ettik. Ekonomide yapısal düzenlemeleri gerçekleştirdik. Ayağımızı yorganımıza göre uzatmayı başardık. 2001 krizi sonrasında gerçekleştirilen makro reformlarla enflasyonu yüzde 80-90´dar yüzde 10´lara, tek hanelere indirdik, düşük enflasyonla üretimin, ihracatın, satışın, rekabetin çok daha zor olduğunu kavradık.

Yaşadığım ve gördüğüm krizler bana şunu öğretti:

Kriz sırasında alınan kararların pek çoğu, öngörü yapılmadan, panikle, insanların, şirketlerin, sanayicilerin harcama eğilimlerini değiştirmeleri ve harcamalarını kısmaları ile ortaya çıkmaktadır. Bütün krizlerde olduğu gibi bu krizin de psikolojik boyutu bulunuyor. Önemli olan bu süreçten en az etkilenecek şekilde organizasyon yapısını kurmak, tasarruf yapmak ve verimlilik artışlarını gerçekleştirmek, kriz sonrası oluşacak fırsatlardan yararlanmak için gerekli düzenlemeleri yapabilmektir.

Paylaş :
Bu Makaleye Puan Verin
Yorum Yok

Üzgünüz, yorum formu şu anda kapalıdır.