a
HomeYAZARLARKolonyanın Anavatanı Köln İzlenimleri

Kolonyanın Anavatanı Köln İzlenimleri

Kolonyanın Anavatanı Köln İzlenimleri

Sanat galerileri, müzeleri ve büyüklü küçüklü kilise ve katedralleriyle Köln ziyaretçilerini hayal kırıklığına uğratmayan bir şehir.

Almancayı öğrendiğimiz kitaplardaki hikayelerde çocuklar tek başlarına ya da arkadaşlarıyla oynayıp eğlenmek için ormana gider.

İstanbul´da oturup ormana gitmek için büyük bir organizasyon gerekirken (velinin eşliği, araba ayarlanması, en azından bütün bir günün bu işe ayrılması gibi) Alman çocukları nasıl olur da arabasız, velisiz hem de günde kaç kere ormana gidip gelebilirdi? Buna anlam veremezdim.

On iki yaşımdan beri kafamı meşgul eden bu sorunun cevabını bulmam için uçağımız Köln´ün üzerinde dolaşırken pencereden bakmam gerekiyormuş. Şehir mi ormanın yoksa orman mı şehrin içinde pek anlaşılmıyor. Kıskandım doğrusu, her yer yemyeşil. Bina yapmak için kelleştirilmiş bir arazi göze çarpmıyor. O an hayranlıkla iç geçirmekten başka hiçbir şey yapamadım.

Bir milyon nüfusa sahip şehir Almanya´nın dördüncü büyük kenti. Kölnmesse her sene bir çok önemli fuara ev sahipliği yapıyor. Çeşitli fuarlara gelen turist toplulukları burada ezici bir çoğunluk oluşturuyor. Turistlerin mutlaka ziyaret ettikleri en önemli yer şehrin merkezindekiKöln Katedrali.Bu katedralin yapımı yaklaşık 600 yıl sürmüş (1248-1880). Cümlenin başına dönmeyin, doğru okudunuz, tam altı yüz otuz iki yıl sürmüş. İnsan havsalasına sığmayan bir zaman dilimi. Bu süre aşağı yukarı Osmanlı İmparatorluğu´nun ömrüne denk. Bizimkiler Asya´dan Avrupa´ya açılıyorlar, bu sırada onlar katedrale bir iki rölyef yapıyorlar. Biz savaşlarla genişliyor, Avrupa´da fırtınalar estiriyoruz, katedralin yapımı hala devam ediyor. Sonunda Osmanlı İmparatorluğu zayıflıyor ve yavaş yavaş küçülüyor, katedralin yapımı da nihayete eriyor. 19.yüzyılın sonuna kadar Köln Katedrali dünyanın en büyük binasıymış. Sonra tacını başka yapılara teslim etmiş.

koln

1996´da UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirasına kabul edilen şaheser bina Köln şehrinin merkezinde. Etrafı birkaç müze, birçok kafe ve mağazalarla çevrili. Şu anda dünyanın 3. büyük kilisesi sayılan katedralin önündeki alan neredeyse bütün turistlerin toplanma noktası. Yüksekliği 157 metreye varan çifte kulelerin gölgesinde binanın 13. yüzyıldan itibaren tamamen orijinal olarak korunup günümüze geldiğini düşünmek insanın tüylerini ürpertiyor.

Üzerinizdeki şaşkınlığı atmak için biraz Köln Suyu´na ne dersiniz? Köln Suyu dedikleri, bildiğimiz halis limon kolonyası. Kolonya tarihte ilk defa Köln´de bir seyyar satıcı tarafından Kölnisch Wasser (Köln Suyu) adıyla üretilmiş. Şehir, bu yeni icada isim babalığı da yapmış. Zira şehrin adı aslında Cologne, yani Kolonya. Köln Suyu özünde hafif kokulu bir limon çiçeği kolonyası olup biraz da lavanta içeriyor. Dünyanın en meşhur kolonya markası “No:4771 Kölnisch Wasser” olup, 4771 rakamı fabrikanın bulunduğu caddedeki bina numarasını işaret ediyor. Caddenin adı da “Çan Bulvarı”. Bu da kolonyanın şişe etiketindeki iki adet çanın sebebini açıklıyor.

Köln´de geçirilecek birkaç gününüz varsa en güzel ulaşım yolu eskilerin deyişiyle “tabanvay gitmek”. Şehir yürümeye çok müsait. Sokakları iyice seyretmek, binaların güzelliğini hafızalara kazımak için yürümek en iyi seçim. Mesafeler aslında çok kısa. Harita insana gezilecek yerler birbirinden çok uzakmış duygusu veriyor. Ancak etrafı seyrederek ormanın içindeymiş gibi bir duyguyla yürüdüğünüzde bir de bakıyorsunuz ki, istediğiniz yere gelivermişsiniz. Ayrıca burada yedi tepeli İstanbul´u andıran bir tepe, yokuş ya da yükselti yok. Bu yüzden sokaklarda yürümesi kolay. Şehrin engebesiz olması bisikletin bir ulaşım aracı olarak kullanılmasına yol açıyor. Küresel ısınmayla dünyamızın başını derde soktuğumuz bu zamanda bisiklet ulaşım için iyi bir seçim. Ama yine de bunu Türkiye´de uygulamak can güvenliği açısından henüz pek mümkün görünmüyor. Kırmızı ışıkta bile aracını yayanın üstüne süren sürücülerimizi Köln´e trafik terbiyesi almaya davet ediyorum. Karşıdan karşıya geçerken ayağınızı kaldırımdan aşağı attığınız an araçlar istisnasız duruyorlar. Yayalar geçene kadar arabalar kuyruk oluşturuyor. Ama kimse kornaya basmıyor. Bir ara buradaki araçlara korna takmıyorlar mı diye merak etmeye başladım. Bu da doğal olmalı, ne de olsa ışık yeşile dönmeden kornayla “hadi yürü artık” diye yayaların ikaz edildiği bir ülkeden geliyorum.

Şehrin sokaklarını arşınlarken kaldırım taşları arasına sıkıştırılmış bazı sarı plakalar göze çarpıyor. Durup dikkatle bakıldığında plakaların üzerinde bazı isimler ve birbirine yakın tarihler görülüyor. Bunlar 2. Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından evlerinden alınıp ölüme götürülen kurbanların isimleri ve ölüm tarihleri. Kimi noktalarda isim plakalarından üç, dört tane var, kimilerinde sadece bir tane. Birbirinden belirli uzaklıkta da dizilmiş değiller. Plakaların kaldırımlara yerleştirildikleri yerler bu insanların öldürülene kadar oturmuş oldukları evlerin hemen önündeki kaldırım taşları. Bütün şehir hatta sadece Köln değil, bütün Almanya, “Stolpersteine” dedikleri “tökezleme taşları”yla kaplı. Bu fikri ortaya atıp uygulamaya koyan sanatçı Gunter Demnig, bu sayede savaş kurbanlarının hiç unutulmamasını, savaşın bu taşlar gibi insan hayatını nasıl tökezlettiğini herkesin bilmesini, hatırlamasını sağlamış. Tökezleme taşlarındaki bir ayrıntı ise, taşların kaldırımın o noktasına raptedilmesi için gereken çaba ve paranın, kurbanların yaşadığı binalarda şu anda yaşayan insanlar tarafından tamamen özgür bir girişim olarak karşılanmış olması.

Paylaş :
Bu Makaleye Puan Verin
Yorum Yok

Üzgünüz, yorum formu şu anda kapalıdır.