a
HomeYAZARLARKartpostal Tatili: PHUKET-TAYLAND

Kartpostal Tatili: PHUKET-TAYLAND

Kartpostal Tatili: PHUKET-TAYLAND

Adanın iklim ve coğrafyasına uygun mimari öğelerin birleşimiyle oluşturulmuş lüks villalarda kalıp sabah odadan çıktıktan sonra beyaz kumlarda birkaç adım atıp yüzünüzü denizde yıkayabilirsiniz.

Phuket´i keşfetmek için yapılacak en güzel şey bir araba kiralayıp adada boyuna turlamak. Trafik alıştığımızın tersine soldan akıyor ama orada araç kullanmak İstanbul´dan daha kolay. Sürücüler normalde olması gerektiği gibi yol veriyorlar, ayrıca saatlerce süren trafik sıkışıklıkları yaşanmıyor.

Arabanızla ana yoldan çıkıp istediğiniz bütün sokaklarda kaybolmak çok zevkli ve tehlikesiz bir macera. Birdenbire kendinizi bir palmiye ormanının içinde ya da hindistan cevizi ağaçlarının boyunlarını denize uzattığı bir uçurumun dibinde bulabiliyorsunuz. Ya da arabayı kenara çekip kendinize bir koy bulup orada yüzebiliyorsunuz. Manzara kartpostallardakinin aynısı. Uçsuz bucaksız mavilikle birleşen beyaz kumlar ve palmiye gölgesi…

Sahiller otellerle çevrelenmiş ancak oteller gökdelen şeklinde değiller. Adanın iklim ve coğrafyasına uygun mimari öğelerin birleşimiyle oluşturulmuş lüks balıkçı kulübelerinde, yani villalarda, kalıp sabah odadan çıktıktan sonra beyaz kumlarda birkaç adım atıp yüzünüzü denizde yıkayabilirsiniz.

tayland_phuket

Phuket´te sahil boyunca belirli aralıklarla dizilmiş tsunami uyarı tabelaları dikkat çekici. 2004 Aralık´ta tsunamide yerle bir olmuş bu sahilin hala tehlike altında olduğunu gösteren tabelalar halkı uyarıyor. Üç sene önceki afetten bir iz olarak algıladığım uyarı tabelaları tüylerimi ürpertmeye yetiyor. Buna karşılık sahildeki barlardan birinin önünde hem İngilizce hem Tay dilinde hazırlanmış iki tabelada “dikkat tsunami gelebilir” uyarısını çağrıştıran bir çizimle “dikkat sarhoş çıkabilir” uyarısını görmekse insanı güldürüyor. Tabelalarla ortama sağlanan uyumu Mc Donalds´ın müşterilerini selamlayan sarı kırmızı palyaço heykelinde de görmek mümkün. Bizde ve Avrupa´da gelenleri el sallayarak selamlayan palyaço, orada iki elini çenesinin altında birleştirip müşterilerini Tay usulü selamlamakla meşgul. Tabi ki bu palyaçonun yanında hatıra fotoğrafı çektiren turistlerin çoğunluğunu her yerde olduğu gibi Japonlar oluşturuyor.

Trafikte taksi gibi çalışan üç tekerli küçük araçlar var. Bunlara “tuk tuk” diyorlar, ismini egzostunun çıkardığı sesten almış olsa gerek. Tuk tukların Hindistan, Nepal ve Endonezya´da da yaygın olarak kullanıldığını görmüştüm.

Üstelik oradakiler çoğunlukla bisiklet şeklinde, yani motorsuz ve insan gücüyle çalışıyor. Camsız, kapısız aracın içinde nemli havayı soluyarak şehirde dolaşabilirsiniz. Şoföre gitmek istediğiniz yeri anlatabilseniz bile direkt olarak o noktaya gidebilmeniz mümkün olmayabiliyor. Nedense bütün tuk tukçular bizi önce alışverişe bir terziye, sonra gitmek istediğimiz yere götürmek istiyorlar.

Terzilerden daha yoğun olarak gördüğümüz yerler masaj salonları oluyor. Masözler işleri olmadığı sürece kapı önünde oturup özellikle turistleri ısrarla masaja davet ediyorlar. En yaygın olanı ayak masajı. Bunun yanı sıra bütün salonlarda geleneksel Tay masajı, el, sırt, omuz masajı, biraz büyük olanlarda aromaterapi, lenf masajı, sıcak taşlar ve refleksoloji de yapılıyor. Fiyatlarsa, oraya yerleşip sabahtan akşama kadar masaj yaptırmak istiyorum dedirtecek ölçüde şaşırtıcı. Bir saatlik Tay veya ayak masajı, salonuna göre 7 ile 9 ytl arasında değişiyor. Türkiye´de bir saat masajın Tayland´dakinin 10 katından başladığını düşününce masaj yapan kızlardan biriyle anlaşıp eve getirmeyi bundan sonraki yaşam hedeflerim arasına ekledim. Ayak masajı, sadece yorgun ayakları rahatlatmakla kalmıyor, organların çalışmasını da düzene koyuyor.

İflah olmaz bir sigara bağımlısıysanız ve Marlboro ya da LM dışında başka bir marka kullanıyorsanız sigaranızı yanınızda götürmenizi tavsiye ederim. Buradaki gezinizde bunların dışında sigara bulmanız mümkün değil. Sigara içimi pek yaygın değil, zaten Avrupa ve Amerika´da olduğu gibi çoğu yerde yasak. Büyüğünden küçüğüne hangi kafe ya da restorana giderseniz gidin ya da alışveriş merkezlerinde yemek yenen yerlerde oturun, içeride sigara içmek kesinlikle yasak. Sadece sokakta içilebiliyor.

Phuket´te yapacağınız en isabetli faaliyetlerden biri Phi Phi Island turuna katılmak. Baş rolünde Leonardo Di Caprio´nun oynadığı “Beach” filminin 2000 yılında Phi Phi Island´da çekilmesinden sonra burası turist akınına uğramış. Film, doğanın etrafından sakladığı gizli bir koyda toplumdan farklı ve medeniyetten uzak yaşamak isteyen gençlere kucak açan Phi Phi Island´da geçiyor. Ada, filmin gördüğü olağanüstü ilgiden sonra turizme kucak açmış.

Phuket´te sahil boyunca belirli aralıklarla dizilmiş tsunami uyarı tabelaları dikkat çekici. 2004 Aralık´ta tsunamide yerle bir olmuş bu sahilin hala tehlike altında olduğunu gösteren tabelalar halkı uyarıyor. Üç sene önceki afetten bir iz olarak algıladığım uyarı tabelaları tüylerimi ürpertmeye yetiyor. Buna karşılık sahildeki barlardan birinin önünde hem İngilizce hem Tay dilinde hazırlanmış iki tabelada “dikkat tsunami gelebilir” uyarısını çağrıştıran bir çizimle “dikkat sarhoş çıkabilir” uyarısını görmekse insanı güldürüyor. Tabelalarla ortama sağlanan uyumu Mc Donalds´ın müşterilerini selamlayan sarı kırmızı palyaço heykelinde de görmek mümkün. Bizde ve Avrupa´da gelenleri el sallayarak selamlayan palyaço, orada iki elini çenesinin altında birleştirip müşterilerini Tay usulü selamlamakla meşgul. Tabi ki bu palyaçonun yanında hatıra fotoğrafı çektiren turistlerin çoğunluğunu her yerde olduğu gibi Japonlar oluşturuyor.

Trafikte taksi gibi çalışan üç tekerli küçük araçlar var. Bunlara “tuk tuk” diyorlar, ismini egzostunun çıkardığı sesten almış olsa gerek. Tuk tukların Hindistan, Nepal ve Endonezya´da da yaygın olarak kullanıldığını görmüştüm.

Kızıldeniz´de yaptığım tüplü dalışlarda 35 metrede gördüğüm su altı manzarasını Phi Phi Island sahilinde snorkelle iki üç metre derinlikte görmek beni heyecanlandırıyor. Adada birçok Scuba Diving Club ve Okulu var. Buralardaki eğitmenlerin çoğunlukla yabancı olduklarını görmek insanı özendirmiyor değil. Kendi ülkelerini bırakıp cennetin köşesinde sade ve sakin bir hayatı seçmişler. Ben de yapamaz mıyım acaba, diye düşünüyorum. Bütün gün göreceğim manzara deniz, beyaz kumlar ve göğe yükselen palmiyeler…

Benim gibi birçok insanın da böyle düşünmesiyle, bir zamanlar kendi halindeki balıkçı köylülerin yaşadığı ada, aniden mantar gibi çoğalan binalarla dolmuş.

Sheraton Grande Laguna, doğa harikası bir lagüne yayılmış villaları, spa merkezi ve on sekiz delikli golf sahasıyla cennetten bir parça gibi duruyor. Fiyatlar 280$´dan başlıyor.

Phuket´i çevreleyen Andaman Denizi´nin en güzel zamanı ocakla haziran arası. Sonra muson yağmurları başlıyor.

Paylaş :
Bu Makaleye Puan Verin
Yorum Yok

Üzgünüz, yorum formu şu anda kapalıdır.