a
HomeSÖYLEŞİLERİdealist bir sanayici: Orhan Aydın

İdealist bir sanayici: Orhan Aydın

İdealist bir sanayici: Orhan Aydın

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Ankara´da 1965 yılında doğmuş olsam da aslen Konya Taşkentliyim. Evli ve 3 çocuk babasıyım. Bu işe rahmetli babamla birlikte başladık. 6 yaşımdan beri de her okul tatilinde işyerine geldim. 1982´den beri de bilfiil işimin başındayım.

Firmamız Mahir Öztuna tarafından 1967 yılında kurulmuş. Eski mesleği fotoğrafçılık olan babam da bu işe girmiş, önceleri iki işi birlikte sürdürse de bu işi daha uygun görmüş ve bu işte devam etmiş. 1981´de Ostim´e geldik ve Ostim´e ilk gelenlerdeniz. O zamanlar işin gerçeğini biz bilmiyor olsak da hep hayalimdi, bilgisayara entegre barkodlu sisteme geçelim istiyordum. 1984 yılından bu yana da bilgisayara entegre bir firmayız. 1998 yılında da bunu tam anlamıyla gerçekleştirerek market yapısını kurduk. Bunu da Türkiye´de endüstriyel alanda ilk olarak biz yaptık başka konularda da olduğu gibi.

Yine Türkiye´de ilk defa olarak da ISO 9002 belgesini biz aldık. Artık Ankara´da 3 şubemizle 3 noktada bulunuyoruz. Diğer şubelerimiz devam etseler de hayalimiz daha büyük bir yerdi ve 3600 m´lik bir mağaza yapıyoruz ve 2009´un yazında açmayı planlıyoruz.

Üretim yapıyor musunuz?

Biz üretim yapmıyoruz. Doğrudan imalatçıdan ya da üreticiden alıp satıyoruz. Aslında biz sanayicinin gıda maddesini satıyoruz da diyebiliriz. Bizden alışveriş yapmayan sanayici yok gibidir. Herhangi bir evde, bir gardrobun ya da bir çekmecenin kulbu düşse mutlaka yolu bir şekilde bizim firmadan geçiyor.

Sivil toplum kuruluşlarıyla da bir bağlantınız, bir uğraşınız var mı?

Evet. Ben 1991 yılında Ostim İş Adamları Derneği olan OSIAD´ın kurucu üyesiyim ve 2,5 yıl yönetim kurulu üyeliği yaptım. Ostim´in organize olmadığı 1992 yılında Ostim Kooperatifi´nde yönetime seçildim ve 2. başkanım.

1997 yılında da Türkiye´de ilk defa olarak bitmiş bir sanayi sitesini, organize sanayi sitesine çevirdik ve OSB bölgesini kurduk. Burada da 2. başkanım. Kendine bağlı şirket ve kuruluşları olan Ostim´e ait, Başkent TV ve Ostim Radyo´nun da yöneticisiyim. Bunun yanı sıra bir ajans gibi hizmet veren ve Ostim´in basılı ve internete yönelik işlerini yapan anonim şirketin de Yönetim Kurulu Başkanlığı´nı yürütüyorum. Yine Ostim´e bağlı olan spor klübü, vakıflarda da yönetici, Ankara Ticaret Odası meclis üyesiyim.

Ostim sanayi malumunuz içinde bulunduğumuz bir daralma, sıkıntı burada da osb yönetimlerine de büyük bir iş düşüyor. Sanayici için bir şekilde hükümetle üretici arasındaki görevini üstleniyor bu noktada ne tür faaliyetleriniz var? Bunlarla ilgili çalışma olarak Ostim OSB olarak üreticiye sağladıklarınız nelerdir?

1992´de yönetime geldiğimizde zaten ortada yapılaşmış bir durum vardı. Ostim´in %80´i bitmişti, 3000 dükkân ve 5500 işyeri vardı. Biz kooperatifçiliğin dört duvarla sınırlı olmadığını düşünüyorduk ve yeni bir yapılanma gerektiği kanaatindeydik. Biz ise başka türlü bir hayal kurduk. Bu dükkânların ara duvarlarını saymazsak içinde 50 bin çalışanı olan kocaman bir fabrikamız vardı, her bir köşesinde değişik faaliyetlerin yer aldığı 3 milyon metrekarelik bir ambarımız. Gerçekten de çok ciddi bir rakam. Otomotiv sanayisine baktığımızda 800 ya da 1000 çalışan işten çıkarıldığında basında kıyamet kopuyor. Ama bugün Ostim, İvedik her bir işyeri bir çalışan çıkarsa 3 bin çalışanın işine son vermek anlamına geliyor. Ama bu krize karşın burada böyle bir durum yaşanmıyor. Burada yer alan işyeri sahiplerinin kendileri de çıraklıktan geldikleri için çalışanın işine son vermek yerine kendinden fedakarlık yapıyor. Bunu dile getirmeye çalışıyorum çünkü aradaki duvarları yok saydığımızda tüm bu insanlarla birlikte bir güç birliği yapılabilir, rekabetçi kılınabilir. Bununla ilgili hayallerimizi de çalışmalarımızı da gerçekleştirdik. Burada bir enerji santrali kurduk ki, bir işyerinin bu durumdan %20 karı oldu. Bu da fazladan işçi demek. Bu tür kurumlarda yönetici olmak adına yönetici olmamak gerekiyor.

Orhan Bey gerçekten idealist ve sanayi için uğraşan bir kişi. Şu sıralarda kümeleme çalışmaları yapılıyor. Sektörde yer alanların birbirine rakip değil, güç birliği içinde bir arada rekabet edebilmeleri amaçlanıyor. Bu bağlamda üniversitelerle de iş birliği yapılıyor. Bununla birlikte burada yer alan sorunları devlete de iletiyoruz. Ama devletin Ostim´e ilgisi görüntüde kalıyor. Bize kalan ise gölge etme başka ihsan istemem oluyor. Ostim kendi kendini taşıyor yeter ki; karşısında bürokrasi olmasın. 4562 sayılı OSB kanunu çıkarıldıktan sonra, biz Ostim OSB´de kendi demokrasimizi yaratamıyoruz. Biz burada iş akışını hızlandırmak için elimizden geleni yapıyoruz. Örneğin doğalgazı da kar gütmeden veriyoruz. Özetle insanlarımızın rekabetçi olabilmeleri için elimizden geleni yapıyoruz. Gönül isterdi ki daha iyi olsun, ama ne yazık ki yine de yetmiyor. Özellikle de Çin karşısında yetersiz kalıyorsa da İvedik´e göre rekabet konusunda daha şanslı ve bir adım öndeyiz diyebilirim.

Sanayiciye önerileriniz, tavsiyeleriniz nelerdir? Malumunuz bu psikolojik bir sıkıntı hakim şu anda insanlar önünü göremiyor. Ne yapacağını bilmiyor, kendine göre önlemler alıyor. Ödemelerini durduruyor, eleman çıkartıyor biraz önce söylediğiniz gibi bunlar da piyasanın daralmasına, kilitlenmesine sebep oluyor.

Siz de bir perakendeci olarak bunları yaşıyorsunuzdur. Üreticiye ve alıcıya bu anlamda söylemek istedikleriniz nelerdir?

Kriz aslında yeni bir kriz değil. Daha öncesine dair olmayan bir istikrarın görünüyor olmasından. Biz aslında sanayici aşkıyla gittiğimiz için, bir kişi daha nasıl istihdam edebiliriz diye bakıyoruz. 3 lira kazandığımızda 10 liralık yatırıma kalkışıyoruz. Halihazırda var olan yerimiz yetmiyor, fabrikamız olsun istiyoruz. Aslında bu bir virüs gibi. Konu sadece işyerlerimiz ve içinde yer alan cihazlarımızla da sınırlı kalmıyor, daha lüksü daha iyisi olsun diye arabamızı değiştiriyoruz. Daha önceki krizler Türkiye içinde yer alan krizlerdi. Bu kez ise dünya da bir kriz yaşanıyor.

Bankaların rüzgârıyla yelken açmış gidiyorsunuz ve tam okyanusun ortasında rüzgar kesiliyor. Yakınlarınızda sığınacak bir liman da yok. Okyanusun ortasında kalıveriyorsunuz. Sonra da kalkıp bankalara kızıyoruz. Aslında bu durum son dönemlere ilişkin değil, enflasyonun bittiği anlardan sonra çıkmış bir durum. Kar oranlarımız düştü ve bankalar ile personel ücretleri için çalışmış olduk. Enflasyonist dönemlerde, kimi kesimler bundan zarar görüyor olsa da, sürekli zam geliyor olsa da biz kazanıyorduk, bir hareketlilik vardı. Ama şu an öyle bir durum var ki, öyle bir sistem var ki, sen sanayicilik yapma, koy paranı bankaya şantiyecilik yerine rantiyecilik yap diyor. Ben 3 çocuğumu kolejde de okuturum, Bilkent´te de. Ama öyle bakmıyoruz. 42 çalışanım var ve çocukları eşi ile birlikte 42 x 3 diyorum. Şöyle düşünün burada çalışan tüm insanlar, eşleri çocukları ile birlikte baktığınızda buradan neredeyse 150 bin kişi geçimini sağlıyor. Buna ek olarak yurtdışına çıkacak olan parayı da içeride tutuyoruz. Hem de devlet de dâhil hiç destek görmeksizin.

En son Can suyu desteği adı altında bir proje hazırlanmıştı. Can suyu desteği yeterli oldu mu?

Can suyu desteğinin çok da yeterli olduğuna inanmıyorum. Buna başvuru çok. Kiminin parası çıkmamış, kiminin ise çıkmış alamıyor. Topu topu 25 milyar. Bunu düşük faizle çıkarmışlar ama bunu alabilmeniz için de o bankaya paraya ihtiyacınızın olmadığını kanıtlamanız gerekiyor. Vergi borcum yok, SSK borcum yok, ben düzgün adamım tüm kredilerimi ödedim, kenarda da bir miktar param var, ben bunu ödeyebilirim demeniz isteniyor. Vergi borcu yoksa, SSK borcu yoksa, kısaca paraya ihtiyacı yoksa neden dönüp o paraya baksın! Şimdi ihracat kredisi çıkarıldı. Ana parayı vermiyorsunuz, bloke ediyorsunuz, senin için vadelendiriyoruz diyorsunuz; ama ben vadeli para istemiyorum ki, para istiyorum. Seçim oluyor bir vergi affı çıkıyor. Bakıyorsunuz kimi vergisini ödememiş, kimi ödeyen ise kredi almış ödemiş. Ödemeyeni affettin tamam da kredi alıp ödeyen şimdi kredisini ödeyemiyor. Ben olsam devletin yerine daha farklı bir yol izlerdim. İkmal Teknik sen ne kadar vergi ödedin? 300 milyar, al sana düşük faizle ya da karşılıksız kredi. Ticaret Odası aidatını ödemeyeni icraya veriyor. Aidatlar zaten kazanca göre belirleniyor. Önce sen riske gir, taşın altına elini koy, bu krizde erteliyoruz de, kredi alıp ödenmesini bekleyeceğine.

Paylaş :
Bu Makaleye Puan Verin
Yorum Yok

Üzgünüz, yorum formu şu anda kapalıdır.