a
HomeYAZARLARBeklenen Kriz Geldi

Beklenen Kriz Geldi

Beklenen Kriz Geldi

Bu noktadan sonra, ne tür iktisadi tedbirler alınırsa alınsın, en azından önümüzdeki 2 yılın ülkemizde ekonomik açıdan sıkıntılı geçeceği ortadadır.

Yayın hayatında birinci yılını dolduran Ekonomize dergisinin bu son sayısında, yıl içinde ele alınan temel konuların, yaşanan küresel finansal kriz doğrultusunda tekrar gözden geçirilmesi ve hatırlatılması ihtiyacı doğmuştur.

  • Dergide sırasıyla, aşağıda belirtilen başlıklar altındaki iktisadi ve finansal konuları işlemiştik:
  • Türk Bankacılık Sektörüne Bakış (Ocak – Şubat 2008)
  • Makro İktisadi Gelişmeler ve Bankacılık Sektörü (Mart – Nisan 2008)
  • Küresel Piyasalarda Yaşanan Likidite Krizinin Ülke Ekonomisine Yansıması (Mayıs – Haziran 2008)
  • İslami Finans Konularındaki Önemli Gelişmeler (Temmuz – Ağustos 2008)
  • Tarım Sektörünün İhmali Hayat Pahalılığı ve Yoksulluğu Hızlandırır (Eylül – Ekim 2008)
  • Yukarıda belirtilen yazılarda ele alınan temel konu; yaklaşmakta olan küresel finansal kriz konusunda gerekli uyarıların yapılması ve alınabilecek temel çözümlere yönelik yol haritasının belirlenmesi olmuş ve bu kapsamda, özetle, aşağıda belirlenen ana tespitler yapılmıştı::

Bankacılık Sektörü

Mevcut bankacılık sektörü, ülke ekonomisinin gelişmesinde ihtiyaç duyulan kaynakları ve finansal ürünleri geliştirmede yetersiz kalmıştır. Uluslararası sermaye ve para piyasalarında yaşanan likidite ve kaynak bolluğu, ülkemizdeki mevcut bankaların yetersizliğini kamufle etmiştir. Bankacılık sektörünün, üretim sektörüne verdiği kredi miktarının toplam krediler içindeki payı giderek düşmüştür. 2004-2007 arasındaki dönemde özellikle bireysel krediler (toplam krediler içindeki payı ortalama % 16) ,bankacılık sektörünün verdiği kredilerden önemli bir pay almıştır ve bu durum 2008 yılında da artarak devam etmiştir.

Makro İktisadi Politikalar

Uygulanan makro-iktisadi politikaların, özellikle enflasyon hedeflemesine yönelik olan yüksek faiz ve sıkı para politikasının, ülkemizdeki iktisadi gelişmeler doğrultusunda, en azından 2007 yılı başında tekrar gözden geçirilmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır.

Özellikle değerli YTL´nin ihracat sektörlerimize (tekstil, turizm, tarım ve taşımacılık gibi) getirdiği sıkıntılar ve büyüyen cari açık ülke ekonomisinin istikrarı için önemli tehditler oluşturmaya başlamıştır. Bu gibi konulardaki gerekli önlemler ne yazıkki zamanında alınamamıştır. Bu nedenle, Türk ekonomisi, uluslararası sermaye ve para piyasalarında yaşanabilecek herhangi bir olumsuz gelişmeden doğrudan etkilenebilecek bir konuma gelmiştir.

Küresel piyasalarda oluşabilecek olumsuz gelişmeler (likiditeye bağlı olarak) ülkemizde ekonomik durgunluğa neden olacak ve var olan işsizliği artıracaktır. Üretim sektörünün desteklenmesi için gerekli önlemlerin biran önce alınması gereklidir.

Gelinen Nokta

2008 yılının Nisan ve Mayıs aylarında dünyadaki ülkeler faiz indirimleriyle, vergi iadeleri ve indirimleriyle ekonomilerini canlandırmak için tedbirler alırken, Türkiye´de ne hükümet ne de Merkez Bankası herhangi bir adım atmamıştır. Üretim yapan ve istihdam sağlayan sektörler ve şirketler ne yazık ki kaderleriyle yüz yüze bırakılmıştır.

Ülkemizde kendi iç siyasi ve iktisadi dinamiklerinden kaynaklanan (1994, 1998 ve 2001) krizler yaşanmıştır. Bu krizler sonucu gerekli dersler çıkarılmış olup, ülkemiz, kriz yönetiminde son derece becerikli ve tecrübeli yöneticiler kazanmıştır. Bu konularda bilgi birikimine sahip iktisatçılar, yöneticiler, bürokratlar gerekli uyarıları zamanında yapmıştır.

Ancak, siyasi iradenin, iktisadi konularda gerekli önlemleri almada gecikmesi ve ısrarla bize bir şey olmaz söylemleri, durumu daha da belirsiz ve tehlikeli bir hale getirmiştir. Unutulmaması gerekirki yaşanan bu kriz tüm dünyayı etkilemektedir. Bu noktadan sonra, ne tür iktisadi tedbirler alınırsa alınsın, en azından önümüzdeki 2 yılın ülkemizde ekonomik açıdan sıkıntılı geçeceği ortadadır. Gelinen noktada, doğrudan dünyadaki ekonomik gelişmelerin etkisi altında olan, zorlu ve her bakımdan daha kontrollu bir finansal ve ekonomik sürece girmiş bulunmaktayız.

SonuçBeklenen finansal ve ekonomik kriz gelmiştir. Şimdi marifet, hem bankacılar, hem de reel sektörün ve de halkımız dahil, bu zorlu iki yılı, bildiğimiz ” yaşam mücadeledir” felsefesini, çabalarıyla “mücadele yaşamdır”a dönüştüren büyüklerimize inat , ağızlarına “kriz” kelimesini almadan ayakta kalmaktadır.

Paylaş :
Bu Makaleye Puan Verin
Yorum Yok

Üzgünüz, yorum formu şu anda kapalıdır.